Risale-i Nur - Ene Abdukel Aciz - Blogcu
10/11/2009

İbadet

Kategori: Risale-i Nur



İbadet,

 fikirleri Sani-i Hakim'e çevirttirmek içindir.

~İşaratü'l-İ'caz~

-
2/11/2009

...

Kategori: Risale-i Nur

 
 
 
"Bütün firaklardan gelen feryatlar,
aşk-ı bekadan gelen ağlamaların tercümanlarıdır..."
 

Said Nursi (rh.a.)
 
~ ~ ~

("Kelebek-z Space"ten alıntı)

-
7/9/2009

Bizdeki Gençlik..

Kategori: Risale-i Nur

Allahü teâlâ buyuruyor ki:
İhtiyarlık, nurumdur.
 Nuruma, narımla (Cehennem ateşiyle) azap etmekten hayâ ederim.
O halde siz de, benden hayâ edin

~Hadis-i Şerif~


"Sizdeki gençlik katiyen gidecek.

Eğer siz daire-i meşrûada kalmazsanız,

o gençlik zâyi olup başınıza hem dünyada,

hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyâde

belâlar ve elemler getirecek.

 Eğer terbiye-i İslamiye ile, o gençlik nimetine karşı

bir şükür olarak,

iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz,

o gençlik manen baki kalacak

ve

ebedi bir gençlik kazanmasına sebeb olacak."

~Bediüzzaman Said Nursi~


-
19/8/2009

Şehr-i Ramazan

Kategori: Risale-i Nur


Ve o orucun ekmeli ise,
 
 mide gibi
 
 bütün duyguları,
 
 gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi
 
cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır.
 
Yani,
 
 muharremattan, malayaniyattan çekmek
 
 ve
 
 her birisine mahsus ubudiyete sevk etmektir.
 
~ Bediüzzaman Said Nursi/Ramazan Risalesi ~

~*~

Mübarek Ramazan Ayınız hayırlara vesile olsun
*acizgönül*

-
30/6/2009

ON DOKUZUNCU DEVA

Kategori: Risale-i Nur


Cemîl-i Zülcelâlin bütün isimleri, "Esmâü'l-Hüsnâ" tabir-i Samedânîsiyle gösteriyor ki, güzeldirler. Mevcudat içinde en lâtif, en güzel, en câmi âyine-i Samediyet de hayattır. Güzelin aynası güzeldir. Güzelin mehâsinlerini gösteren ayna güzelleşir. O aynanın başına o güzelden ne gelse güzel olduğu gibi, o hayatın başına dahi ne gelse, hakikat noktasında güzeldir. Çünkü, güzel olan o Esmâü'l-Hüsnânın güzel nakışlarını gösterir.


Hayat, daima sıhhat ve âfiyette yeknesak gitse, nâkıs bir ayna olur. Belki bir cihette adem ve yokluğu ve hiçliği ihsas edip sıkıntı verir, hayatın kıymetini tenzil eder, ömrün lezzetini sıkıntıya kalb eder. Çabuk vaktimi geçireceğim diye, sıkıntıdan ya sefahete, ya eğlenceye atılır. Hapis müddeti gibi, kıymettar ömrüne adâvet edip, çabuk öldürüp geçirmek istiyor.

Fakat tahavvülde ve harekette ve ayrı ayrı tavırlar içinde yuvarlanmakta olan bir hayat, kıymetini ihsas ediyor, ömrün ehemmiyetini ve lezzetini bildiriyor. Meşakkatte ve musibette dahi olsa, ömrün geçmesini istemiyor. "Aman güneş batmadı, ya gece bitmedi" diye sıkıntısından of, of etmiyor.

Evet, gayet zengin ve işsiz, istirahat döşeğinde her şeyi mükemmel bir efendiden sor, "Ne haldesin?" Elbette, "Aman vakit geçmiyor; gel bir şeş beş oynayalım. Veyahut vakti geçirmek için bir eğlence bulalım" gibi müteellimâne sözleri ondan işiteceksin. Veyahut tûl-i emelden gelen, "Bu şeyim eksik; keşke şu işi yapsaydım" gibi şekvâları işiteceksin.

Sen bir musibetzede veya işçi ve meşakkatli bir halde olan bir fakirden sor, "Ne haldesin?" Aklı başında ise diyecek ki: "Şükürler olsun Rabbime, iyiyim, çalışıyorum. Keşke çabuk güneş gitmeseydi, bu işi de bitirseydim. Vakit çabuk geçiyor, ömür durmuyor, gidiyor. Vakıa zahmet çekiyorum; fakat bu da geçer. Herşey böyle çabuk geçiyor" diye, mânen ömür ne kadar kıymettar olduğunu, geçmesindeki teessüfle bildiriyor. Demek, meşakkat ve çalışmakla, ömrün lezzetini ve hayatın kıymetini anlıyor. İstirahat ve sıhhat ise, ömrü acılaştırıyor ki, geçmesini arzu ediyor.

Ey hasta kardeş! Bil ki, başka risalelerde tafsilâtıyla katî bir surette ispat edildiği gibi, musibetlerin, şerlerin, hattâ günahların aslı ve mayası ademdir. Adem ise şerdir, karanlıktır. Yeknesak istirahat, sükût, sükûnet, tevakkuf gibi hâletler, ademe, hiçliğe yakınlığı içindir ki, ademdeki karanlığı ihsas edip sıkıntı veriyor. Hareket ve tahavvül ise, vücuttur, vücudu ihsas eder. Vücut ise hâlis hayırdır, nurdur.

Madem hakikat budur; sendeki hastalık, kıymettar hayatı sâfileştirmek, kuvvetleştirmek, terakki ettirmek ve vücudundaki sair cihazat-ı insaniyeyi o hastalıklı uzvun etrafına muavenettarane müteveccih etmek ve Sâni-i Hakîmin ayrı ayrı isimlerinin nakışlarını göstermek gibi çok vazifeler için, o hastalık senin vücuduna misafir olarak gönderilmiştir. İnşaallah çabuk vazifesini bitirir, gider. Ve âfiyete der ki: "Sen gel, benim yerimde daimî kal, vazifeni gör. Bu hane senindir, âfiyetle kal."


Bediüzzaman Said NURSİ

-
« Önceki ~♥~